2 Aralık 2011 Cuma

Karşı Kıyı Bizim Kıyımız: Dedemin İnsanları



Türkiye’de tarihin bir dönemine ve olayına dair çekilen diziler ve filmler özellikle yakın süreçte iyiden iyiye artış gösterdi. Bu artışın ve devamlılığın en mühim gerekçesi elbette Türk seyircisinin gösterdiği yoğun ilgi ve bir anlamda yıllardır böyle bir türün ortaya çıkmasını beklemiş olmalarıydı. Bu yönelimin en önemli temsilcilerinden ve ülkenin yetiştirdiği en iyi yönetmenlerden olan Çağan Irmak, özellikle Çemberinde Gül Oya, Babam ve Oğlum ve adı sayılabilecek birçok yapımla 2000’li yıllar insanına özellikle 1980 darbesi ve sonrasına dair süreci çok canlı bir şekilde anlattı, o aralığa dair duygulanımları derinden hissettirdi. Yönetmenin son filmi ise Lozan Antlaşması sonrasında gerçekleştirilen Türk-Yunan Mübadelesi’nin bir aile ve merkezde bir çocuk ile dedesi arasındaki ilişkilerine etkisine dair çekilen “Dedemin İnsanları” idi.

Sinematografik anlamda yeterli donanıma sahip bulunmadığım için ağırlıklı olarak filmin hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum. Öncelikle oyuncu kadrosundan söz etmek gerekir. Çetin Tekindor, Hümeyra gibi yönetmenin vazgeçemediği ve kendilerine verilen her rolün hakkından gelen isimler mevcuttu filmde. Ama filmi Çetin Tekindor’un sürüklediği net bir gerçek. Bunun dışında Çağan Irmak’ın çocuk oyuncu seçimi konusunda ne denli başarılı olduğunu Ozan’ın 10 yaşındaki halini canlandıran Durukan Çetinkaya yeniden kanıtladı. Gökçe Bahadır, Sacide Taşaner filmin ağırlık merkezlerinden olan evi, ev içi diyalogları ve yaşantıyı mükemmel bir yöresel ağız ve yetenekle canlandırmış. Bunun dışında filmdeki dedenin, yani Mehmet’in anne ve babası rolünde olan, dolayısıyla kısa görülen Mert Fırat ile Ezgi Mola’nın performansları da kısa ama çarpıcıydı. Ozan’ın 24 yaşını oynayan ve filmde anlatıcı rolüyle bulunan Ushan Çakır ise, belki hikayeyi “anlatırken” pek fazla “metinden okunmuş” hissi uyandırdı kulakta, lakin oyunculuğunun bu kusurun üzerini örtebildiği düşüncesindeyim.

Film evde başlıyor ve ailenin toplanma, kendine ait yaşamlarını sürdürme merkezi, dolayısıyla acısı ve sevinciyle her şeyini yaşadığı mekan evi. Kasabaya kumaş dükkanı olan dede ile belediyede başkan vekili olan baba iniyor ve bir yaz Ozan, karnesini aldıktan sonra dedesinin yanında çırak olarak çalışmaya geliyor ve hikaye böylece başlıyor. Filmin temelinde belki de iki farklı duygu söz konusu: Birisi Mübadele ile gelen ailenin çocuğunun arkadaşları arasında yaşadığı dışlanma hissi ve bu sorun karşısında ürettiği savunma mekanizması, diğeri ise darbe ile birlikte ailenin değişen kaderi. “Oralılar”ın, “dışarıdan gelenler”e bakış açısı, bunu çocuklarına yansıtmaları ve bir savaşma kültürüyle göçmen insanlara davranışları, bu bağlamda Ozan’ın davranışları, agresifliği ön planda. Dede ise bütün bu sorunlar karşısında Ozan’ın en sevdiği, güvendiği insan olmakla beraber onu dizginleme konusunda yetenek sahibi tek kişi.

Yıllarca memleketin okullarda okuyan insanlarına öğretilen resmi ideoloji, bunun gündelik yaşamdaki pratiği ve bakış açılarına yansımasının sorgulanabilmesi, insanları tanımaya dair yeni ufuklar açılabilme durumu filmin verdiği mesaj belki de. Ne oradayken “buralı hissettirilmek”, ne de buradayken “oradan geldi” denmek var olmalı. Sıradan insanların geçmişinin, alışkanlıklarının ve yaşamlarının ellerinden alındığı, özlem ve hüzün dolu bir olayın okul sırasında bir çocuğun omuzlarına bindirilmesini anlatıyor her şey. Bir akşam ise, her şeyi söylüyor aslında çocuk; “Sizin geçmişiniz var, doğdunuz ev, insanlar. Benim hiçbir şeyim yok. Arkadaşlarım da olmasın mı?”

Kahkahanın ve gözyaşının bir arada bulunabildiği sayılı filmlerden birisi söz konusu kısacası. Mübadele’nin insanlar nazarında yıllar boyu yalnızca tarih kitaplarında rakamların, sıfırların değişimi demek olduğu bir memlekette bir göçmene, farklıya, ötekiye “Gavur” demeyi bir kez daha düşünür izleyen insan belki, eğer diyorsa. İnsanın ne kadar kötü olabildiği ve ulus, inanış zırhı altında tahammül sınırını ne denli zorladığını da, bilhassa şu tümceyle düşünmeli: “Akrep bile insanın insana ettiğini etmez”. “Dedemin İnsanları”, bir saniyesi bile boşluğa mahal vermeyen, her diyaloğu dolu dolu, hayat dolu bir film.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder