11 Mayıs 2012 Cuma

1 Mayıs'a Dair

Gerek ülkenin politik iklimine ve yaşam pratiğine olan yansımasını, gerekse toplumun rutinini etkileyebilme iradesini görebilmek adına biraz geç kalınmış bir 1 Mayıs yazısıdır bu. Klişe tabirdir; “coşkuyla kutlandı”. Hakiki manada tüm yıl biriken bayram ve kutlama coşkusundan daha fazla, muhalif olmak ve farklı olduğunu haykırmak ihtiyacı bu özel günde en coşkulu biçimde kendini göstermiş oldu. Özellikle Sol partiler, belki de işçi hakları ve bu kavramın kendisinden hareketle haklı olarak en çok kendileri sahip çıktıkları için bütün bir yıl bu güne hazırlandılar. İdari makamlar yine aba altından sopa gösterse de, günün anlam bakımından en sembolik yerinde, yani Taksim’de kutlanması olasılığı son ana dek muallak kalsa da hiçbir engel, mesele yaşanmadan, bazı nümayişler dışında 1 Mayıs çok katılımlı bir kitle ile kutlanmış oldu. Yazının başında belirttiğim, malum günün ülkenin politik iklimine bir katkısı oldu mu sorusundan hareketle 1 Mayıs’ı yorumlamaya başlamak gerekir.

Türkiye, çalkantılı siyasi geçmişi ve yoğun gündemi ile bilinen bir ülke. Bir sabah operasyonu, siyasilerin karşılıklı ve seviyesi şiddetli beyanatları, bir spor müsabakası yahut bir özel gün, ülkenin o an uğraşmakta olduğu tüm meseleleri farklılaştırabiliyor. Lakin bu sene 1 Mayıs’ında da ülke yalnızca bir günlüğüne emek, bayram ve işçi kavramları ile maalesef sadece ufak bir değişiklik yaşayabildi o kadar. Sloganlar, talepler yine ütopya alemlerinde gizlendi; insanların sesleri yalnızca belli saatler aralığında aynı andalık kazandı ve sona erdi. Herhangi bir 1 Mayıs’ın, memleketteki dinamikleri geri dönülemeyecek derecede harekete geçireceği ya da sözü edilen talepler adına bir şeyler yaşanacağı iddiasında değilim maalesef. Öte yandan yazık ki memleketimizde insanların, sisteme olan itirazları yahut beklentilerini duyurabilmek adına bir araya gelmeleri, kitleselleşmeleri direkt olarak hedef olmalarına yol açtı şimdiye dek. “Kanlı 1 Mayıs” olarak bilinen 1 Mayıs 1977’de yaşananlar, aslında topluluk olmaya ve çoğulluğun sesini duyurmaya, bu bağlamda siyasal irade ve uzantısı kolluk kuvvetlerinin bu topluluk olma hali ve çoğulluğa karşı bakış açısını acı bir şekilde hatırlatıyor. Bu yok sayma davranışı dönemsel olarak yorumlanabilir gibi görünebilir. Lakin değişen koşullar, uygulanan şiddettin ve yok saymanın boyutunu ve yöntemini değiştirdiği gibi, bu konuda “önleyici” imkanlar çok daha fazla. Bir 1 Mayıs daha, son birkaç yıldır Taksim’de yapılabiliyor olmasına karşın birkaç gün sonra unutulmaya mahkum olan bir tarihten öteye gidemiyor yazık ki.

Toplumsal rutini ve yaşam pratiğini etkilemesi meselesi de, söz konusu tarihin ülkenin siyasal iklimini ne denli etkilediği ile paralel durumda aslında. Bu bağlamda 1 Mayıs’ı bir anlamda emek veren herkesi birleştirmesi muhtemel bir gün olarak düşünebiliriz. Bir ideoloji savunan ya da savunmayan, yalnızca insanın sahip olduğu en önemli değer ve araç olan emeğin sözünü etmek isteyen her insanın gerek arkadaş çevresi, gerek ailesi ile dışarı çıkabileceği bir gün. Ancak öyle zannediyorum ki, emeğin merkezde olduğu bir durumda 1 Mayıs’a sahip çıkmak için bir partiye ait olmamak gerekir. Yani yürüyüşün herhangi bir anında kırmızı, beyaz, mavi yahut sarı bayrak ve flamaların altında yürüyerek gayet evrensel birkaç slogandan sonra parti sloganı atmayı istememe hakkı gibi. Bunun sıkıntısı, 1 Mayıs denilince bulunulmak istenen ve simgesel değeri yüksek olan Taksim Meydanı’na çıkan her yolu ve yokuşu bir partinin kapatması ile kendini gösterdi. Bireysel olarak katılmış bulunduğum ve yalnızca emek merkezinde değil, memleketteki tüm zulüm ve hukuksuzluklara karşı alanlarda bulunmak gereğini duyduğum bu günde birbirinden uzakta, farklı flama ve bayraklara bölünmüş partilerin bir defa olsun bir araya gelmeyerek, adeta “1 Mayıs en çok bizim bayramımız” demeye çalışması insanı müthiş rahatsız ediyor. Anlamak istemiyor oluşuma karşın kendilerini “sağ” ve “sol” olarak tanımlayan insanların bir araya gelmemesi neyse de, kendini “sol” olarak tanımlayan irili ufaklı onlarca parti ve örgütün, birbirine karışmamaya özen göstererek emeği ve halkların kardeşliğini savunması, “bu emek parçalı ve kişiden kişiye değişen bir olgu mu” ve “halklar birbirinden ayrı partilerde mi kardeş oluyor” gibi sorular ister istemez insanın aklına geliyor. Belki de bir tek DİSK, KESK ve TMMOB gibi oluşumlar, biraz da sendika olmanın getirdiği ortak mücadele ruhu ve gereksinimi ile bir aradalardı. Parti, sendika ve örgüt bir kenara kadın hakları savunucularının, sanatçıların, eşcinsellerin; özetle 1 Mayıs alanlarında şimdiye dek esamesi okunmamış, görmezden gelinmiş grupların meydanlarda yer alması özellikle çok güzeldi ve özlenilen çeşitliliğe eşsiz bir örnekti. İnsanı, farklılığı merkeze almadıkça ve bu bağlamda farklı renk ve flamalar da olsa, bunları kaynaştırmadıkça, bu farklı bayrakların birleştirdiği gölgenin altında yürümedikçe 1 Mayıs “gruplaşmaktan” sıyrılamayacak gibi.

Şüphesiz bütün bu satırlardan sonra Sol partilerin, memlekette şimdiye dek emek kavramına dair en gayretli ve ısrarcı çabayı gösterdiğini söylemek gerekir. Şikayet etmekte olduğum, birçok insanın da farkında olduğu gibi Sol’un kendi içinde bölünmüşlüğü, 1 Mayıs ve arada gerçekleşen nümayişler dışında pek zor görünür olmasıdır. Bu, apayrı bir başlıkta incelenmesi gereken ve hiç de kısa soluklu kalmaması gereken bir konu. Öte yandan, biraz da iyi şeylerden bahsetmek gerekir. Müthiş sıcak ve sıkıntılı havaya rağmen katılımın, özellikle çeşitli ve zengin bir katılımın varlığı bu günün, birbirinden farklı insanlar tarafından ne kadar önemsendiğini gösteriyor. Henüz anne-babasının kucağında durabilen ya da artık bastonuyla adım adım yürüyebilen insanların varlığı günü daha da anlamlı ve duygusal kılıyor. Bunun yanında başta Kürt halkı olmak üzere, diğer etnik kesimlerin de bu güne ne kadar çok sahip çıktığına tüm katılanlar şahit oldu. 1977’de ölenlerin isimlerinin tek tek anılması ve tüm katılanların hep bir ağızda “Burada” şeklinde karşılık vermesi günün en birleştirici anlarından birisiydi. Bunun dışında kimin sendikası çıktıysa onun can kulağı ile dinlemesi, kalanların sıcak hava ile mücadele etmesi ya da kendi halinde oyalanması ile gün yaşanmış oldu.

Durmadan acımasızlaşan ve dişlerini gösterip halklara saldıran sisteme, insanı özüne yabancılaştıran ve birörnek kitleler haline getiren siyasilere, insanı insan eden tüm değer ve unsurları “marjinal” olarak tanımlayan tüm gürültülere karşı her dönem, her an Mayıs 1 ruhu ile…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder